Resim Yok
Sevgili Babacığım Benim

Sevgili Babacığım Benim

Nereden başlasam bilmiyorum ki… Benim de imtihanım dünyada kolumun kanadımın kırılmasıymış. Kendimi bildim bileli anacığımın elinden tutup mezarlığa giderdim. Ağabeylerim, ablalarım toprağın altında yatarmış meğer. Kimini hayal meyal hatırlar kiminin ise sadece ismini duyardım babamdan. Dile kolay altı evladını toprağa vermişti anacığım.

Kala kala üç kardeş kalmıştık. Ablam Kevser, ağabeyim Neşet ve ben. Yaşça onlardan pek küçüktüm. Evin muzip çocuğuydum. Ablam başka bir şehre gelin gitmişti. Abim ise hastalıktan gözünü açamıyordu. Sonra bir gün gencecik yaşında girdiği kalp ameliyatından çıkamadı. Zavallı annem, dayanamadı bu acıya. Yıllarca Neşet’im, dedi ağladı. On yıl kadar önce o da göçtü bu diyardan. Ablamda da aynı illet nüksetti, kalp yetmezliği. Şimdilerde ancak kendine yetiyor zavallıcık.

Babamla ben bir başımıza kaldık. Bir yandan kendi çocuklarımın peşinde koşturuyor diğer yandan babamla ilgilenmek için günü kırka bölüyordum. Aksi gibi babamda da iltihaplı romatizma başlamıştı. Günden güne hastalığı artıyordu, nihayetinde onu hastaneye yatırmaya karar verdik. Daha iyi bakılacağını ümit ediyor, tez zamanda ayağa kalkması için dualar ediyordum. Ailemden bir o kalmıştı bana.

Günler geçti, babacığım biraz toparlanır gibi oldu. Fakat son birkaç gündür hastanede hasta bakıcısı ayrı hemşiresi ayrı, farklı davranıyorlardı bana. Önceleri belki de bana öyle geliyor deyip üzerinde durmamıştım ama bugün Sevgi Hemşire beni kenara çekip konuşmaya başlayınca yanılmadığımı anladım. Kadıncağız, “Böyle olmaz,” diye söze girişti. “O kadar evlattan bir siz geliyorsunuz, Kemalettin Amca’nın bakıma ilgiye ihtiyacı var.” diye ekledi.

Sevgi Hemşire konuştukça olanları anlamıştım. Benim zavallı babacığım, demek artık aklı ona oyunlar oynuyordu. Demek toprağa verdiği evlatlarını hayallerinde büyütüp ev bark sahibi yapmıştı. Demek yitip giden yavrularını hastane odalarında bekler olmuştu.